Temizlik İmanın Yarısıdır

Namaza başlamadan evvel yapılıp yerine getirilen temizlik, namazın anahtarıdır. Dolayısıyla bu temizliği yapamamıþ insan, namaza girememiş demektir. “.. İlk günden takva üzerine kurulan mescit (Kuba Mescidi) içinde namaz kılman elbette daha doğrudur. Onda temizlenmeyi seven adamlar vardır. Allah da çok temizlenenleri sever.”(Tevbe suresi, 9/108)ayeti, namaza hazırlık konusunda temizliğe, dolayısıyla abdeste çok önem

veren Kuba ehli hakkında nazil olmuştur. Hz. Enes (radiyallahu anh), Allah Resulü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem), Kuba ahalisine: “Allah, temizlik hususunda sizi övmektedir. Bu neden ileri geliyor?” diye sorduğunda, onların: “Biz, istincada taşla suyu birleştiriyoruz; (önce taşla silip arkadan su ile yıkıyoruz)” dediklerini rivayet eder. Evet, iç nezafet ve temizliğin, abdest halinde dışa taşmasını sağlayan mümin, netice itibarıyla Allah’ın sevdiği bir insandır.

Yapılıp yerine getirilen temizlikle, bir taraftan el-ayak, saç-sakal.. kirden pastan temizlenirken, diğer taraftan da dopdolu bulunduğu mana ile kalb, kötü ahlâka ait hususiyetlerden sıyrılıp yükseklere pervaz eder. Derken sır, Cenab-ı Hakk’tan gelen şeyler karşısında mücella bir ayine haline gelir ve safiyetini muhafaza eder. İşte böyle bir temizlikle, imanın yarısı elde edilmiş olur ki, Allah Resulü’nün: “Temizlik imanın yarısıdır.” sözünün hakikati burada ortaya çıkar. Geriye kalan yarısı ise; imanın gönülde yaratılması meselesidir ki, o da tamamıyla Cenab-ı Hakk’a aittir. İnsan, Rabbine ibadet yapma niyetiyle böyle bir temizlik içerisine girince, içindeki is pas silinecek.. ve imana müheyya hale gelen bu kalbde de Cenab-ı Hak iman şem’asını, meşalesini tutuşturuverecektir.

Yapılan Temizlikle Elde Edilecek Mertebeler

Namaz, dört mertebe temizliği içeren muhteşem bir ibadettir. Ona hazırlık adına en başta gusül veya abdest almakla, beden ve organlar kir ve pastan temizlenmiş olur. Vücudun temizlenmesi ilk mertebedir. İkinci sırada “Elbiseni tertemiz tut.” (Müddessir 74/4) ayetinin ifadesiyle insanın

elbisesini, bulunduğu ortamı ve namaz kılacağı mekânı, zemini temizlemesi yer alır. Allah Resulü (sallallâhu aleyhi ve sellem), Ebu Hureyre’nin rivayet ettiği bir hadis-i şerifte bu durumu şöyle ifade eder: “Mümin bir kul abdest aldı mı, yüzünü yıkayınca, gözüyle bakarak işlediği bütün günahlar su ile –veya suyun son damlasıyla- yüzünden dökülür iner; ellerini yıkayınca elleriyle işlediği hatalar su ile birlikte –veya suyun son damlasıyla- ellerinden dökülür iner; ayaklarını yıkayınca da ayaklarıyla giderek işlediği bütün günahları su ile –veya suyun son damlasıyla- dökülür

iner. (Öyle ki abdest tamamlanınca) günahlarından arınmış olarak tertemiz çıkar.” Belki bu yüzden Allah Resulü (sallallâhu aleyhi ve sellem), her vakit namaz için ayrı ayrı abdest almıştır. Hatta Mekke fethine kadar O’nun bir abdestle iki vakit namaz kıldığı bilinmez. Bu şekilde bir temizlik

ameliyesinden geçen göz, harama bakmaz; ağız, kötü söz söylemez; el, fena iş yapmaz; ayak, kötülük istikametinde adım atmaz.. ve bütün azalar bu şekilde günahtan sıyrılmış olur.

Üçüncü derecede kalb temizliği vardır ki, kötü duygu ve düşüncelerden tecerrütle berrak bir hale gelip verâsında Rabbin rızasını göstermesi de kalbin temizliğidir. Evet, Cenab-ı Hak emir buyurduğu şeylerle insanlara bakmayı murad ediyor ve onların kendisine yönelmesini bu bakmaya vesile yapıyor; “Siz bana yönelin, dua edin ben de size yöneleyim ve duanıza cevap vereyim.” buyuruyor. Başka bir ifadeyle bir insan namazla Allah karşısında iki büklüm ise, Allah da ona bakıyor demektir.

Zaten âyette “Beni anın ki, Ben de sizi anayım..” (Bakara, 2/152) buyuruluyor, hadis-i şerif de bu manayı şerh ediyor; “Geniş ânınızda Allah’ı anın ki sıkıntılı anlarınızda O sizi ansın.” Dünyada Beni anın ki kabirde, mahşerde, sıratta, cehennem kıvılcımları üzerinize geldiği zaman Ben de sizi anayım.. ayet ve hadis bunu ifade etmekte. Evet kul, âdeta pervane misali, döne döne O’nu aramalı ki, bir gün O’nu bulsun. İşte namaz bu teveccühü temin ediyor; namaza hazırlık yapan bir mümin, ister istemez abdestle kendisini yenileyip ter ü taze bir hâl alacak, sonra da O’nun huzuruna koşacak, O’na yönelecektir. Cenab-ı Hak da bu yönelişe bigane kalmayacak ve bütün kapıları ardına kadar açacaktır.

Bir de taharetin son mertebesi olan nebilerin tahareti vardır ki, o da kalbin masivâullahtan tecerrüdü, dünyaya ait meşrû şeylerin dahi kalbden çıkarılıp atılması ve Allah’ın tecelli etmesidir. İşte Efendimiz ve diğer nebilerden istenen temizlik.. ve onların temizlikte ulaştıkları nihai nokta budur. Bu mertebeye ulaşabilmek için, baştan başlayıp sırayı sonuna kadar takip etmek gerekmektedir. Meselâ; kalb temizliğinden geçip mezmum ahlâktan tecerrüde mazhar olmadan, masivaullahtan temizlenme mümkün olmaz. Zira kalb, kötü ahlâktan sıyrılıp dünyayla alâkalı şeylerden kopmadıktan sonra Allah’la münasebet kuramaz. Yine uzuvlar günahtan sıyrılmadan, kalbde bir ışık yakılamaz. Başka bir ifadeyle, ancak iç ve dış uzuvların günahtan uzaklaşması sayesinde, insanın kalbinde iman lem’ası parlayacaktır. Demek oluyor ki, sırasıyla bu mertebelerden biri geçilmeden öbürüne ulaşmak mümkün değildir. Tıpkı merdivenin basamakları gibi; kademe kademe yükselip istenilene ulaşılacak ve neticede rıza-yı ilahi elde edilecektir. Allah Resulü (sallallâhu aleyhi ve sellem), hem abdestte hem de namazda alabildiğine titiz davranmış, kalb temizliği adına sadece bir günde yüz –başka bir rivayette yetmiş– defa istiğfar etmiş ve bunu ifade sadedinde, “şurası muhakkak ki, ben Allah’a günde yüz defa istiğfar eder (affımı diler) tevbe ederim.” buyurmuştur.

Peygamber Efendimizin (aleyhissalatu vesselâm) istiğfar ve tevbe etmesini şu şekillerde yorumlamak gerekir; insanlara istiğfar etmenin ne kadar gerekli olduğunu ders vermesi, ümmetinin günahları için Allah’tan af dilemesi ve devamlı manevî terakkî halinde olması itibarıyla, son durumuna göre bir önceki makamını eksik bulması ve nadiren daha evlâ olanı terk etmesi. Yoksa O’nu kendimiz gibi biri düşünerek bizim gibi günahlarýndan istiğfar ediyor-haşa- şeklinde anlamak doğru değildir. Çünkü Peygamberler büyük ve küçük günahlardan masumdurlar. Yine O’nun sabah-akşam birkaç defa, “Ey kalbleri evirip çeviren! Kalbimi din üzerine sabit kıl.” şeklinde dua ettiği bildirilir. İşte, O’nun iç kontrolü bu kadar sağlam, içte de bu kadar duru ve derindir.

image_pdfimage_print

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir