1.3 Önce Sizi Yaratan Allah’a Sonra Anne Ve Bababaya Teşekkür Edin

Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerim’de, “Biz insana, annesine babasına iyi davranmasını emrettik. Zira annesi onu nice zahmetlerle karnında taşımıştır.
Sütten kesilmesi de iki yıl kadar sürer. İnsana buyurduk ki: “Hem Bana hem de annene, babana şükret; unutma ki sonunda Bana döneceksiniz.” buyurmaktadır.
Rabbimiz bu âyetle bize şu mesajı veriyor: Biz, bir zaman evladı anneye babaya emanet ettiğimiz gibi, şimdi de anne ve babayı evlada emanet ettik ve onlara iyi davranmasını tavsiye ettik. Çünkü annesi onu taşırken sancı, ızdırap ve doğum esnasında ölümle burun buruna gelme gibi binbir türlü sıkıntı içinde sıkıntıya katlanmıştır. Annesi onu dünyaya getirdikten sonra da ayakları üzerine doğrulması için iki sene bağrına basıp emzirmektedir. İşte bundan dolayı önce sizi yaratan Allah’a, sonra da bu yaratmada birer vesile olan anne ve babaya teşekkür edin.
Dikkat edilecek olursa Cenâb-ı Hak, kendisine karşı yapılması gereken teşekküre, anne ve babayı da ortak yapmakta ve onların kendisiyle birlikte aynı hakkı paylaştıklarını bildirmektedir. Zira anne ve babaya kamil mânâda teşekkürde bulunan insan, Allah’a karşı teşekkürle gerilmeye de hazır demektir. Bunun aksine onları hiçe sayıp, bir an evvel ölmelerini arzu eden bir insanın ise Allah’a karşı ciddi bir irtibatı olduğu söylenemez.
Nitekim âyetin sonunda Cenâb-ı Hak, “ileyye’l-masîr – sonunda bir gün Bana dönüp geleceksiniz.” buyuruyor. Yani bu ifade adeta şu manaya geliyor: Benim tarafımdan yaratılıp Benim rızkımı yediğiniz halde başkalarının önünde eğildiğinizden ve sizi yetiştirip büyüttükleri halde anne ve babanızı hor ve hakir görüp kendi hâllerine terk ettiğinizden dolayı bunun hesabını size “büyük buluşma günü” soracağım.
Bir sonraki âyet-i kerimede ise anne ve babaya itaat mevzuunda farklı bir noktaya işaret edilerek şöyle buyrulmaktadır: “Eğer onlar, şerik olduğuna dair hiçbir bilgin olmayan şeyi Bana ortak sayman için seni zorlarlarsa sakın onlara itaat etme! Ama o durumda da kendileriyle iyi geçin, makul bir tarzda onlara sahip çık! Bana yönelen olgun insanların yolunu tut! Sonunda hepinizin dönüşü Bana olacak ve Ben işlediklerinizi tek tek size bildirip karşılığını vereceğim”
Bilmediklerinden ötürü sizi Allah’a eş ortak koşmaya zorlarlarsa bu meselede onları dinlemeyeceksiniz. Çünkü Allah hakkı her şeyden evvel gelir. Ama onlar müşrik dahi olsalar, onlara dünyada iyilik yapmaktan, gönüllerini hoş tutmaktan ve Allah yolunda verilmesi gereken mücadelenizi böyle bir idare anlayışı içinde sürdürmekten geri kalmayacaksınız.
Hz. Ebû Bekre’nin (radıyallahu anh) rivayet ettiği şu hadis-i şerif ise meseleye daha farklı bir buud kazandırmaktadır: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: “Size büyük günahların en büyüğünü haber vereyim mi?” buyurmuş ve bunu üç kere tekrar etmişlerdi. Biz: “Evet” deyince: “Allah’a şirk koşmak, anne ve baba haklarına riayetsizlik, cana kıymak!” buyurdular.
Bu sırada dayanmış durumda idi, doğrulup: “Haberiniz olsun! Yalan söz, yalan şahitlik!” dedi ve bunu o kadar tekrar etti ki, “Keşke sussa artık!” temennisinde bulunduk.”
Dikkat edilecek olursa hadis-i şerifte anne-babaya isyan, en büyük günahlardan olan Allah’a şirk koşmak, cana kıymak, yalan söz ve yalan yere şahitlik yapmakla aynı çizgide mütalaa edilmektedir. Dolayısıyla burada anne-baba hakkı; Allah hakkı, fert ve toplum hakkı aynı kategoride ele alınmaktadır.
Son olarak ifade edeceğimiz Asr-ı saadette cereyan eden şu hadise de anne-baba hakkına riayet etmenin ehemmiyetini gözler önüne sermektedir:
Peygamber Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir kişi gelip, ölmek üzere olan fakat kendisine kelime-i tevhid telkin edildiği halde bir türlü dili dönüp şehadet getiremeyen bir gencin olduğunu haber verir. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), o kişi “Namaz kılar mıydı?” diye sorar. “Evet” cevabı üzerine de hemen ayağa kalkar ve beraberindekilerle birlikte doğruca o gencin evine gider. Gencin yanına yaklaşarak ona, “Haydi La ilahe illallah de” der.
Gencin “Buna gücüm yetmiyor, söyleyemiyorum” cevabı üzerine Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), ferasetiyle o gencin annesiyle arasında bir kırgınlık olabileceğini hisseder ve annesini çağırtarak aralarında herhangi bir hoşnutsuzluğun bulunup bulunmadığını sorar. Bunun üzerine kadın ağlayarak oğlunun kendisini devamlı rencide ettiğini, ona karşı içinde bir kırgınlık bulunduğunu ve bunu bir türlü aşamadığını söyler. Bundan sonra Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), kadına “Biz şimdi buraya büyük bir ateş yaksak ve sana, “Bu oğlunu affedersen, onu salıvereceğiz, aksi takdirde onu bu ateşte yakacağız” dersek, sen oğlunu bağışlar mısın?”
Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) “aksi takdirde onu bu ateşte yakacağız” sözü, kadının oğluna karşı olan kırgınlık buzlarını eritir ve Allah ve Resûlü’nü şahit göstererek oğlundan razı olduğunu söyler.
Bundan sonra Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) gence dönerek, “Haydi ey genç! Allah’tan başka hiçbir ilah bulunmadığına, bir olduğuna, ortağı bulunmadığına, Muhammedin de onun kulu ve Resûlü olduğuna şehadet getir” der. Genç daha Nebiler Serveri (sallallâhu aleyhi ve sellem)’nin sözü biter bitmez hemen kendisine telkin edilen bu sözleri hiç zorluk çekmeden söyler. Onun şehadet kelimesini söylediğini duyan ve bu neticeden oldukça memnun kalan Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) tebessüm ederek şöyle buyurur:
“Beni vesile kılarak bu genci cehennem ateşinden kurtaran Allah’a hamd olsun.”
Netice olarak, günümüzde ayaklar altında ezilip çiğnenen anne-baba hakkına dinimizin verdiği yüce kıymet ölçüsünce riayet etmek ve daha onlar hayatta iken Allah’ın ve Resûlullah’ın hoşnutluğunu kazanmaya çalışmak her evladın görevidir.

image_pdfimage_print

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir