1.3 CÖMERTLİK – SİYAH ÜZÜM SALKIMI

İstanbul’un Topkapı semtinde, Takkeci İbrahim Çavuş Camisi namıyla bilinen ve Mimar Sinan tarafından inşa edilen bir cami vardır. İşte bu, o caminin hikâyesidir.

Osmanlı’nın hüküm sürdüğü bir dönemde, İstanbul’da Topkapı surlarının dibinde küçük bir kulübecik içinde, fakir bir takkeci yaşarmış. Fakirmiş fakir olmasına da gönlü zenginmiş takkecinin. Bir yandan takkelerini tamir edip dikerken bir yandan da “Allah’ım bana bir mal verse de şuracığa bir cami yaptırsam!” diye kendi kendine söylenir dururmuş. Bunu duyanlar da,

– Bre İbrahim Çavuş, neyle yaptıracaksın camiyi? Senin kendine hayrın yok, diye İbrahim Efendi’yi bu rüyasından uyandırmaya çalışırlarmış.

Fakat Takkeci İbrahim Çavuş hiçbir zaman ümidini kaybetmez, devamlı dua edermiş:

– Umulur ki derya tutuşa, dermiş.

Cami yaptırma sevdası yüreğinde kor gibi yanarmış. Bazen arkadaşları Takkeci İbrahim’e, biraz alaycı biraz da iğneleyici bir tavırla,

– İbrahim amca, cami ne zaman bitecek? Bak insanlar namaz kılacak bir yer bulamıyorlar, diye takılırlarmış.

İbrahim Çavuş onların bu alaylarına hiç aldırmaz, bir yandan işini yaparken bir yandan da tevekkülle,

– Umulur ki derya tutuşa, der; Allah’a dua etmeye devam edermiş.

Gel zaman, git zaman bir gün Takkeci İbrahim Çavuş bir rüya görmüş. Rüyasında ak sakallı bir ihtiyar, Bağdat’a gitmesini söylemiş. Orada bir han olduğunu, o hanın avlusunda bir üzüm asması bulacağını bildirmiş. O asmanın yeşil salkımları arasında da siyah bir üzüm salkımı olduğunu ve o üzümü yemesini söylemiş. Heyecanla uyanmış Takkeci İbrahim Çavuş, “Hayırdır inşallah!” demiş. Fakat rüyaya bir mana verememiş.

Ertesi gün sabah namazından önce aynı rüyayı, açık seçik bir şekilde yine görmüş. “Hayırdır inşallah!” demiş. Acaba gitsem mi, diye düşünmüş, ama tam karar verememiş. Üçüncü defa da aynı rüyayı görünce Takkeci İbrahim Çavuş, “Herhâlde bize yol göründü.” demiş ve kimseye bir şey söylemeden, heybesine azığını koymuş ve yollara düşmüş. Bağdat’a giden kervanlardan birine katılmış.

Kâh aç kâh susuz kalmış yollarda. Yol kesen eşkıyadan canını zor kurtarmış kimi zaman. Çıktığı yoldan geri dönmeyi düşünmemiş. Bir ay mı desem, iki ay mı desem, bir yol katetmiş.

Takkeci İbrahim Çavuş sonunda Bağdat’ı bulmuş. Sora sora rüyasında tarif edilen hana varmış. Bir de ne görsün:

Gerçekten hanın avlusunda bir asma, onca yeşil üzümün arasında bir salkım siyah üzüm… Rüyasının gerçek çıkması karşısında hayrette kalmış. Rüyasında söylendiği gibi, siyah üzümü asmadan koparmak için besmele ile elini uzatmış. Tam o sırada hancı, İbrahim Çavuş’un bileğinden tutmuş,

– Selâmünaleyküm yabancı, demiş.

– Aleykümselâm, diye cevap vermiş İbrahim Çavuş.

– Bre yabancı! Sahibinden habersiz daldaki üzüm koparılır mı, diye çıkışmış.

Bunun üzerine İbrahim Çavuş, başını öne eğmiş, üzerindeki suçluluk duygusunu atmaya çalışarak rüyasını oracıkta hancıya anlatmış. Hancı bunun üzerine gülerek üzümden yemesine müsaade etmiş ve demiş ki:

– İlâhi be şaşkın adam, bir rüya için ta İstanbul’dan buralara kadar gelinir mi? Hem

de bir üzüm yemek için? Eğer rüyayla iş yapılsaydı, ilk önce benim yollara düşmem lâzımdı…

– Sen neden yollara düşecekmişsin, diye sormuş

İbrahim Çavuş, şaşkın ve meraklı gözlerle.

Hancı kendinden emin bir tavır takınıp konuşmaya

başlamış:

– Altı ay kadar önceydi… Bir gece rüyamda, ak sakallı bir ihtiyar, İstanbul’a gitmemi, Topkapı denen semti bulmamı söyledi. Orada yaşayan bir takkeci varmış. İsmi hâlâ aklımda, İbrahim! O adamın kulübesinin ocağının altında iki küp hazine saklıymış. Sabahleyin kalktım, rüyamı hanıma anlattım. Hanım, “Efendi, bu rüya sadık rüyaya benziyor, git bir hele İstanbul’a.” dedi. Ben de hanıma: “Bir rüya uğruna, İstanbul’a gidecek değilim?” dedim. Nasıl, iyi demiş miyim?

İbrahim Çavuş’un kalbi küt küt atmaya başlamış heyecandan. Kısa süren şaşkınlığının ardından kısık sesle,

– İyi demişsin! İyi demişsin, demiş.

Hancı, “Şu dünyada ne garip insanlar var.” Diyerek gülüp İbrahim Çavuş’un yanından uzaklaşmış. İbrahim Çavuş, hayretten ağzı açık, hancının ardından bakakalmış.

Rüyasının hikmetini anlamış. Allah’a dualarını kabul ettiği için şükretmiş. İstanbul’a döner dönmez ocağın altındaki altınları bulmuş. Takkeci İbrahim Çavuş adıyla bilinen camiyi yaptırmış altınların bir kısmıyla. Bir kısmını fakirlere dağıtmış. Bir kısmını da devlet hazinesi için padişaha göndermiş, gönlü tok İbrahim Çavuş.

image_pdfimage_print

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir