Üç aylar Recep ayıyla başlar. Ay, birkaç gün önce görünse de, rağbetlere açık inayetle tüllenen bir perşembe akşamı “merhaba” der ve bir mızrab gibi gönüllerimize iner. Bu gece, Recep ayının ilk perşembesini Cuma gününe bağlayan Cuma gecesi olup Regaib gecesidir. Ulu günlere ve daha bir ulu güne akort olmaya teşne duygularımızı ilk defa uyarıp coşturan Regâib, bir ses ve enstrüman denemesi gibidir. Yirmi küsur gün sonra gelecek olan ve recep ayının 27. gecesine tevafuk eden Mirac ise, tam hazırlanmış ve gerilime geçmiş ruhlar için âdeta, ahirete ait düşüncelerle ve gök kapılarının gıcırtılarıyla gelir. Daha sonra şaban ayının 15. gecesi olan Beraât bu tembihlerle uyanmış ve tetikte bekleyen sînelere kurtuluş muştularıyla seslenir. Ramazan’ın son 10 gününde aranması tavsiye edilen Kadir Gecesi’ne gelince, bu kadirşinas insanları, tasavvurlar üstü ve ancak bin aylık bir gayret ile elde edilebilecek feyiz ve bereketle kucaklar ve onları afv ve mağfiret meltemleriyle sarar.

Üç ayların bu olabildiğince tatlı ve imrendiren sıcaklığı, imanlı gönüller için gece-gündüz demeden devam eder. Her gün bütün parlaklık ve canlılığıyla bereketlerini başımıza boşalttıktan sonra gidip ufka kapanınca, arkadan yepyeni, âsûde ve buğu buğu güzellikleriyle bir başka sabah tulû eder.. gönüllerimizi dolduran, iç âlemlerimizde gizli gizli birşeyler örgüleyen hüşyar gönüller için oldukça hülyalı bir sabah..

Kitaplarda “Şehrullâhi’l-Muazzam” diye geçen şaban ayını, bütün varlığa ve benliğimize sinmiş bir lezzet gibi duyar ve gönüllerimizin ümide, beklentiye, ahirete ait güzelliklere kaydığını hisseder gibi oluruz. O, gecesiyle-gündüzüyle, insana Ramazan besteli büyülü bir mûsıkî gibi tesir eder ve kendisine sığınanları semâvî kollarıyla sarar. Bir anne şefkatiyle kucaklar ve onları rahmetin enginliklerinde dolaştırır. Onu kendi ruhuyla idrak edenler için, sanki zaman delinmiş de, duygularımıza zamanüstü âlemlerden birşeyler akıyor gibi olur.

Ramazan’daki her seste bir başlangıç vaadi, her solukta bir kurtuluş ümidi belirir. iftarlar, bize bir kısım sırlar fısıldar ve ufkumuzda büyük buluşmanın çağrışımlarıyla tüllenirler. Teravihler ümit dünyamıza neler neler vaad ederler. Geceler, âdeta nazlı bir gelin edâsıyla bize kapılarını aralar ve manevi lütuşarın her türden dalga boyuyla ışık olur gönüllerimize akarlar. imsaklar tıpkı vapur düdüğü, uçak sesi ve füze tarrakalarıyla tınlar ve Dost’a vuslat yolunda bir gece yolculuğunu salıklarlar… Nihayet upuzun bir gün, o tatlı buluşmanın telaşlı ama dikkatli, heyecanlı fakat ümitle dolu saatleriyle gelir her yanımızı sarar.

Ramazan’da tam azığını alabilen herkes, burada elde ettiklerinin ötesinde, yürünen bu nurlu fakat biraz buğulu yolun sonunda, hep özleyip durduğu bir ebedî mutluluğun var olduğunu anlar ve bütün benliğiyle O’na yönelir. Evet, her iftar ve her imsakta insan, kendine yepyeni bir vuslat kapısının aralandığını seziyor gibi olur ve iki adım ötede daha çaplı ve daha büyüleyici bir buluşma ihtiyaç ve ümidini duyar; duyar da bir tarafta gurbet ve yalnızlık, diğer tarafta da beklenti ve hülyalar onları daha engin bir büyü ile sarar ve hakîkî aşkın derinliklerine çeker. Öyle ki, onların sînelerinin enginliklerinde olduğu gibi, mekânın sonsuzluğunda da herşeyin aşk etrafında cereyan ettiğini duyar ve kendilerinden geçerler. Kadın-erkek, genç-ihtiyar, zengin-fakir herkes, kendi anlayış seviyesine göre, Ramazan’da önemli bir hazırlık dönemi yaşar; sonra da hiç bitmeyecek bir yol mülahazasıyla hep Allah’a yürüyor gibi olurlar…

Sevgini paylaş

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir