3.3 Doğruluk, Dürüstlük Ve Yalan Söylememe

“Kalbi doğru olmadıkça kişinin imanı doğru olmaz. Dili doğruları söylemedikçe de kalbi doğru olmaz. Komşusu kötülüğünden emin olmadıkça da kişi cennete giremez.” (Hadis-i Şerif) 

Sadakat Nedir?

Sadakat, doğru olmak, sözünde durmak, dürüstlük ve sözünü yerine getirmek anlamlarına gelir. Bunun dışında sadakatin, kardeşinin Allah rızası için iyiliğini isteme ve ona hayırhah olma, dostluk, ahde vefâ, verilen sözü yerine getirmek, emanetlere riayet etmek, üzerine aldığı vazifeleri yerine getirmek gibi manaları da vardır. Sadakatin zıddı hıyanettir.

Hâinlik ise olgun bir müslümana yakışmaz. Müslümanlar, karşılıklı işlerinde, başka insanlarla olan her türlü ilişkilerinde sadâkat ahlâkı üzere, doğru ve dürüst olmalıdırlar. Aynı kökten gelen sıdkın (doğruluğun) zıddı ise yalandır.

Doğruluk:

Sözde, düşüncede ve davranışta gerçekleşir. Müminler, doğruluk ve dürüstlükten asla taviz vermezler. Kur’ân-ı Kerim’de, doğruluk ve istikametin üstünlüğü, önemi çok net bir şekilde belirtilmiştir. Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler, Allah’a karşı gelmekten sakının ve hep doğru söz söyleyin!” Ahzab, 33/70. Bu âyet-i kerîme inançlı bir insanın her zaman dürüst olması gerektiğini bildirmektedir. 

Müslüman Sözü ve Özü Doğru Olandır 

Müslüman sözünde ve özünde doğru insandır. Bunu sağlamak ve korumak için de özen gösterir. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), bu ahlâkın özellikle çocuklukta yerleşmesine ehemmiyet göstermiştir. Anne-babanın çocuğa yalan söylemek gibi bir yanlışlığa düşmemesi için onların çocukları ile olan ilişkilerini kontrol etmiş ve bazı genel prensipler koymuştur. Meselâ, hangi sûrette olursa olsun anne-babanın çocuklarını aldatması, onlarla olan muamele ve münasebetlerinde umursamaz bir tavır takınması doğru değildir.

Abdullah b. Âmir anlatıyor: Bir gün annem beni çağırdı. Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) da evimizde oturuyordu. Annem: “Gel, sana bir şey vereceğim!” dedi. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) anneme: “Ona ne vereceksin?” dedi. Annem: “Bir hurma vereceğim.” cevabını verdi. Bunun üzerine Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Haberin olsun, eğer ona bir şey vermeyecek olsaydın, sana bir yalan günahı yazılırdı.”

Ebû Hureyre’den (radıyallahu anh) rivayet edildiğine göre Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır: “Kim bir çocuğa ‘Buraya gel, sana bir şey vereceğim.’ der de, sonra vermezse bir yalan günahı yazılır.” Müslüman’ın sözü gibi özü de doğru olmalı, o iç dünyasını da kötü duygu ve düşüncelerden arındırmalıdır. Daha açık bir ifade ile Müslüman düşündüğü gibi konuşmalı, konuştuğu gibi olmalıdır. Sözü ile özü arasında bir ayrılık olmamalıdır. Böyle olduğu takdirde olgun mümin olur ve çevresine güven verir. 

Özde doğruluğu şu hadis-i şerif ne güzel ifade ediyor: “Kişinin imanı doğru olmaz kalbi doğru olmadıkça. Kalbi doğru olmaz dili doğruları söylemedikçe. Kişi cennete giremez komşusu kötülüğünden emin olmadıkça.” Bu açıdan Sevgili Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) dilin ve kalbin uyum içerisinde olmasını ve her ikisinin de istikamet üzere bulunmasını tavsiye etmektedir. 

Müslüman’ın sözü ve özü doğru olunca işi de doğru olmalıdır. Müslüman’ın işinde hile ve haksızlık olmamalıdır. Ebû Hureyre’den (radıyallahu anh) gelen bir rivayet şöyledir: “Peygamberimiz bir gün bir buğday yığınını görmüş, mübarek elini onun içine daldırdığında buğdayın üst kısımlarının kuru alt kısımlarının ise yaş olduğunu fark etmiş ve buğday sahibine: “Bu ne?” diye sormuştur. Ekin sahibi: “Onu yağmur ıslattı, ey Allah’ın Resûlü” deyince, Peygamberimiz: “O ıslak kısmı insanların görmesi için onu diğer buğdayların üstüne koysa idin ya. Bizi aldatan bizden değildir!” buyurmuştur.

Söze ve özü doğru olan kişi ticari muamelelerinde de doğru olur veya doğru olmalıdır. Şunda şüphe yok ki böylesi kimseler, doğru ve dürüst olarak ticaret yaparlarsa bu onların aynı zamanda kurtuluşlarının da garantisi gibidir. Ebû Said el-Hudrî’nin rivayetine göre Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Emin ve doğruluktan ayrılmayan ticaret ehli peygamberler, sıddikler, şehitler ve salihlerle beraberdir.”

İnsanların en hayırlıları olan büyük sahabe neslinin temel özelliklerinden belki de en önemlisi doğruluk ve dürüstlüğün onların ayrılmaz bir parçası olmasıydı. Doğruluk ve dürüstlük bu büyük insanların iç ve dış dünyalarında çok geniş bir huzur ve güven atmosferi meydana getirmiştir. Ebu’l-Havrâ anlatıyor: Hz. Ali’nin oğlu Hz. Hasan’a (radıyallahu anhumâ): “Resûlullah’tan (sallallâhu aleyhi ve sellem) neyi ezberledin?” diye sordum. O da şunu söyledi: “Sana şüphe veren şeyi bırak, şüphe vermeyen şeye bak! Zira doğruluk gönül yatkınlığı, yalan ise kuşkudur.”

Benzer bir rivayet ise şöyledir: Süfyan İbn Abdillah esSakafi anlatıyor: “Ey Allah’ın Resûlü, bana İslâm hakkında öyle bir bilgi ver ki, bana yetsin ve sizden başka kimseye İslâm’dan sormaya hacet bırakmasın” dedim. Şu cevabı verdi: “Allah’a inandım de, sonra da dosdoğru ol.” İster büyüklerin çocuklara, isterse çocukların kendi akranlarına olsun verdikleri sözlerde durmalarını sağlama da doğruluk ahlâkının yerleştirilmesi açısından oldukça ehemmiyetlidir.

Bu konuda Bediüzzaman Hazretleri’nin şu tespitleri rehberimiz olmalıdır: 

“Sual: Her şeyden evvel bize lâzım olan nedir? 

Cevap: Doğruluk. 

Sual: Daha? 

Cevap: Yalan söylememek. 

Sual: Sonra? 

Cevap: Sıdk, ihlâs, sadâkat sebat, tesanüd. 

Sual: Yalnız? 

Cevap: Evet. 

Sual: Neden? 

Cevap: Küfrün mahiyeti yalandır. İmanın mahiyeti sıdktır. Şu bürhan kâfi değil midir ki, hayatımızın bekâsı, imanın ve sıdkın ve tesanüdün devamıyladır.” (Münâzarât, s. 103) 

Evet bir Müslüman özünde, sözünde, işinde, kısacası hayatın her alanında doğru olmalıdır. Bu da ancak kuvvetli bir imanla gerçekleşir.

Konuya ilişkin Kahoot’a buradan ulaşabilirsiniz ;

Sevgini paylaş

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir