1.1 Efendimiz’in Güzel Ahlâkı Nasıldı?

Güzel ahlâkı en mükemmel şekilde Peygamber Efendimiz

(sallallâhu aleyhi ve sellem) temsil ettmiştir . Şimdi bizlere de örnek

olması açısından Efendimiz’in güzel ahlâkından bazı kesitler sunmak

istiyoruz.

İki Cihan Güneşi, Nezaket Âbidesiydi

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) etrafındaki insanların kötü,

kaba, alaycı söz ve davranışlarına karşı engin bir nezaket örneği göstermiş,

muhataplarına yumuşaklıkla yaklaşmıştı. Huzurunda bulunan hiç kimse

Allah’ın Elçisi’nin (sallallâhu aleyhi ve sellem) kendisine karşı kaba veya

küçümseyici bir tavrını dahi hissetmemişti. O’nun ağzından kırıcı ve incitici

sözler çıkmıyordu. İmayla dahi olsa kimseye hakaret veya küçük düşürücü

ifadeler kullanmamıştı.

“İçinizden en iyi olanınız şahsiyet ve ahlâk olarak en iyi olanınızdır.”

buyuran Efendimiz, kişinin arkadaşlarına karşı nazik davranmasının hayırlı

bir iş, her hayırlı işin de bir sadaka olduğunu söylüyordu. Bir defasında

ashabına cennette içi dışından, dışı da içinden görülebilen yüksek köşkler

bulunduğunu müjdelemişti. Bunu işiten bir bedevî, bu binaların kimler için

olduğunu sorunca Peygamber Efendimiz, bunların nezaket sahibi kimseler

ve tatlı konuşanlar için olduğunu söyledi.

Hz. Âişe diyor ki: Bir gün Allah Resûlü odama girdi, kıbleye döndü ve

ellerini açarak şöyle dua etti: “Allah’ım! Ben bir beşerim, şayet kullarından

birini üzüp incitmişsem, beni bu yüzden cezalandırma.”

Peygamberimize yakınlığıyla bilinen Enes b. Mâlik anlatıyor: “Allah

Resûlü’ne on yıl hizmet ettim, bana hiç öf demedi. Yaptığım bir şey için

“Bunu niye yaptın?” yapmadığım bir şey için de “Bunu niye yapmadın?”

demedi.” Çünkü O, yine Enes b. Mâlik’in ifadesiyle, insanların en güzel

ahlâklısı idi.

Peygamberimiz, Gereksiz Konuşmalardan Kaçınırdı

Peygamberimiz, daima güler yüzlü, iyi ve yumuşak huylu idi. Kaba ve

katı yürekli değildi. Bağırıp çağırmaz, kötü laf etmez, başkalarını

ayıplamazdı. Hoşlanmadığı şeyleri görmezlikten gelirdi. Ondan bir şey

uman hayal kırıklığına uğramazdı. Kendisini üç şeyden men etmişti:

Münakaşa, mübalağa ve gereksiz konuşmalardan. Şu üç hususta da halk ile

münasebeti kesmişti: Kimseyi ayıplamaz, başkasının kusurlarını araştırmaz,

sevap ümit ettiği mevzuun dışında konuşmazdı. Konuştuğunda muhatapları

sanki başları üzerinde kuş varmış gibi başlarını eğerek ve dikkatle O’nu

dinlerlerdi. O konuştuğunda meclistekiler susar, O sustuğunda da halk

konuşurdu.

Resûlullah’ın huzurunda çekişilmezdi. Ashabının güldüğüne güler, hayret

ettiğine de hayret ederdi. Yabancı birisi konuşma ve isteğinde kaba

davrandığında sabır gösterirdi. Arkadaşları böyle bir yabancıya

çıkıştıklarında kendilerine: “İhtiyaç sahibini gördüğünüz vakit ona yardım

ediniz.” buyururdu.

Kişinin Hatasını Yüzüne Vurmazdı

Allah Resûlü muhatabını asla mahcup etmezdi. Bazı hatalara göz yumar,

beğenilmeyen hareket ve davranışta bulunan olsa bile onu mahcup etmez,

hatalarını yüzüne vurup utandırmazdı. Hiç kimseyi kusurları sebebiyle

bilhassa başkalarının yanında- küçük düşürmezdi. Peygamber Efendimiz

muhataplarına karşı son derece yumuşak ve müsamahalı davranırdı.

Allah Resûlü, yanında oturan bir kimsenin net olarak anlayabileceği

şekilde, tane tane konuşurdu. Kötü söz söylemez, çirkin iş yapmazdı.

Sokakta bağırmaz, kötülüğe kötülükle karşılık vermez, insanları rahatsız

edici hâl ve tavırlarda bulunmazdı.

Hediyeleşmeye Önem Verirdi

Peygamberimiz, hediyeleşme üzerinde ısrarla durmuştur. Hediyeleşmenin

sevgiyi artırdığına dikkat çeken Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) hem

hediye alır hem de karşılığında bir şeyler hediye ederdi. Hediyeleşmenin

insanları nasıl birbirine yaklaştırıp sevdirdiğini anlatmak için de:

“Hediyeleşiniz; zira hediye, kalpteki kin ve nefreti yok eder.” buyurmuştur.

Verilen hediyenin küçük görülmemesini ve kabul edilmesini istemiştir.

Peygamberimiz, hediyeye mutlaka karşılık verilmesini tavsiye etmiştir:

“Kime bir hediye gelirse, karşılıkta bulunsun. Verecek bir şeyi olmazsa

senâda bulunsun. Kim senâda bulunursa teşekkür etmiş olur. Kim de (senâ

etmez) ketmederse nankörlük etmiş olur.”

Peygamberimiz özellikle kendisine gelen heyetlere hediye vermeyi ihmal

etmezdi. Bu tarz hediyelerin öneminden dolayı ölüm döşeğinde şu

tavsiyede bulunmuştu: “Size gelecek heyetlere, benim yaptığım şekilde

hediye verin.” Çünkü kendisi hediyeyle pek çok gönle girmiş ve hediyeyi

İslâm’ın anlatılması ve sevdirilmesinde önemli bir vesile olarak

kullanmıştır.

Muhtaçları Sevindirirdi

Hz. Bilal’i (radıyallahu anh), Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in müezzini

olarak biliriz. Halbuki Hz. Bilal’e (radıyallahu anh) Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve

sellem) tarafından verilmiş bir başka görev vardır ki; o da gelen ziyaretçilerle

ilgilenmesidir. Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir Müslüman’ı zor

durumda gördükçe Hz. Bilal’i çağırır, onun yiyecek ve giyecek ihtiyaçlarını

gidermesini emrederdi. Hz. Bilal (radıyallahu anh), ihtiyaçlarını giderecek bir

şey bulamazsa borç bulur, bu vazifeyi ifa ederdi. O borç da sonradan

ödenirdi.

Bir keresinde bir muhacir kafilesi çıplak ayakla ve üstlerinde sadece

yalın bir elbise olduğu halde Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) yanına

gelmişti. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) bunların hâline üzülmüş, Hz.

Bilal’den (radıyallahu anh) ezan okumasını istemiş, cemaat toplandığında bu

muhacir insanlara yardım edilmesi çağrısında bulunmuştu. Sahabiler de bu

çağrıya kulak vermiş ve onları giydirecek para kısa sürede toplanmıştı.

O, Daima Halkın İçinde Halktan Biriydi

Allah Resûlü otururken, kalkarken daima Allah’ı anardı. Oturmak için

belli bir yeri ve makamı yoktu. Halkı da böyle bir yer edinmekten men

ederdi. Bir topluluğun yanına vardığında boş bulduğu yere oturur ve bunu

emrederdi.

Huzurunda oturan herkesle ilgilenirdi. Öyle ki hiçbir fert başkasına

kendisinden daha çok iltifatta bulunduğu zannına kapılmazdı. Herhangi bir

ihtiyacı için birlikte oturduğu veya ayakta dikildiği kimse kendiliğinden

ayrılmadıkça onu bırakıp gitmezdi. İhtiyaçlarını iletenlerin ya isteklerini

kabul edip yerine getirir, yahut tatlı sözlerle yol gösterirdi.

Müsamahasına ve güzel huylarına güvenen halk O’na sığınmıştı, onların

babası olmuştu. Herkes, hak konusunda huzurunda eşitti. Meclisi hilim,

haya, sabır meclisi idi. O’nun bulunduğu yerde sesler yükselmez, kimsenin

şerefiyle oynanmaz, kimsenin ayıbından söz edilmezdi. Halk eşitti,

aralarındaki üstünlük takva ile idi. Ashabı alçakgönüllü idi.

Yaşlıya hürmet, küçüğe sevgi gösterirlerdi. İhtiyaç sahiplerini nefislerine tercih eder, yabancıyı korurlardı

image_pdfimage_print

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir